SonTahlil

Tasarım politiktir.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Yurttan Tasarım Meseleleri (20)

Ulusal basında karşılaştığım günlük haberlerden, üzerine tasarımın da söyleyecek bir sözü olabileceğine inandıklarımı "Yurttan Tasarım Meseleleri" başlığı altında bu blog'a taşıyorum.


BİA'nın 12 Ağustos 2010 tarihli haberinden alıntıdır. [Kaynak: http://bianet.org/bianet/kultur/124089-namus-tore-bahanesiyle-katledilen-kadinlar-aniti-yapilacak]

"Namus-Töre" Bahanesiyle Katledilen Kadınlar Anıtı Yapılacak

Antalya Kent Konseyi Kadın Meclisi'nde gönüllü olarak görev yapan yedi kadın, namus-töre adına katledilen kadınları unutturmamak, öldürülen kadınların yaşam haklarının yok edildiğini sanat aracılığıyla gözler önüne serebilmek için bir anıt yapmaya hazırlanıyor.

Antalya - BİA Haber Merkezi
12 Ağustos 2010, Perşembe

Antalya'da namus-töre adına katledilen kadınlar adına bir anıt yapmaya hazırlanan yedi kadın, duyarlı kurum ve kuruluşlardan destek istedi.

Amaçları, katledilen kadınların isimlerinin ve acılarını unutturmamak, öldürülen kadınların yaşam haklarının yok edildiğini, yaşama kıvancının ta kendisi olan sanat aracılığıyla gözler önüne serebilmek.

Antalya Kent Konseyi Kadın Meclisi'nde gönüllü olarak görev alan Prof. Dr. Gülser Kayır, tekstil ve fotoğraf sanatçısı Filiz Otyam, ressam Ferda Pulhan, eczacı A. Sibel Hasırcıoğlu, emekli kimya öğretmeni Ayşe Şap, heykeltıraş Uğur Karaca, endüstri ürünleri tasarımcısı Tülin Sabur'un çağrısı şöyle:

"Üstü örtülen, olmamış varsayılan, yeterince konu edilmeyen, engelleyici çözümler aranmayan, namus-töre adına katledilen kadınlar adına Antalya Kadın Yarı mevkiinde bir anıt yapıyoruz.

Amacımız, namus-töre adına kadınların öldürülmesinin somut olarak sergilenmesi ve ölen kadınların anılması, isimlerin ve acıların unutturulmaması. Paylaşmacı, sevgi dolu kadın ve erkeği eşit ilişkiler yaşayan, şiddetsiz bir toplum özlemindeyiz.

Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için duyarlılık yaratmak istiyoruz. Bu duyarlılığımızın ülkemiz kadınlarının da yüreğini titrettiğini biliyoruz. O zaman her ilde hatta her ilçede biz kadınlar bu anıt ve heykellerimizle ülkemizi barış bahçesine neden çevirmeyelim değil mi?

Bu anıtla namus-töre adına işlenen cinayetlerle öldürülen kadınların insan haklarının farkına varılmadığını ve yaşam haklarının yok edildiğini, yaşama kıvancının ta kendisi olan sanat aracılığıyla gözler önüne sermek istiyoruz.

Anıt bir kadın heykeltıraş tarafından yapılacak. Biz, Antalya Kent Konseyi Kadın Meclisi'nde gönüllü olarak görev alan yedi kadın, geldiğimiz bu aşamada duyarlı kurum ve kuruluşların ilgi ve desteğini bekliyoruz." (BB)

Etiketler: , , , , , , , ,

25 Mart 2010 Perşembe

Yurttan Tasarım Meseleleri (17)

Ulusal basında karşılaştığım günlük haberlerden, üzerine tasarımın da söyleyecek bir sözü olabileceğine inandıklarımı "Yurttan Tasarım Meseleleri" başlığı altında bu blog'a taşıyorum.


Ntvmsnbc'nin 30 Eylül 2009 tarihli haberinden alıntıdır. [Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25005293/]

Beşiktaş Belediyesi, dünyanın ''La Diva Turca'' olarak alkışladığı ve geçen yıl ölen Leyla Gencer anısına dikilecek heykel için tasarım yarışması açtı.

İSTANBUL - Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Leyla Gencer'in dünyaca ünlü, çok önemli bir sanatçı olduğunu belirterek, anısını Beşiktaş'ta yaşatmak istediklerini söyledi.

İlçenin kültür, sanat, bilim ve sporun merkezi olduğunu dile getiren Ünal, ilçeyi 5,5 yıldır kültür ve sanata önem veren bir anlayışla yönettiklerini ifade etti.

Ünal, Leyla Gencer anısına hazırlanacak heykeli Fulya Süleyman Seba Tesisleri önündeki yeşil alana dikmeyi planladıklarını da kaydetti.

Yarışma jürisinde bulunan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Rahmi Aksungur da sanatın toplum için önemli olduğuna işaret ederek, bir toplumun kültür ve sanatla ilerleyeceğini söyledi.

Yarışmayla ilgili detaylar:
Leyla Gencer anısı dikilecek heykel için düzenlenen tasarım yarışmasının jürisinde Prof. Aksungur'un yanı sıra Prof. Dr. Vedat Somay, Prof. Nilay Büyükişleyen, Prof. Dr. Ferit Özşen, ve Prof. Dr. Zekai Görgülü yer alıyor.

Yarışmanın danışman jüri üyeleri ise Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müdürü Prof. Dr. Mesut İktu, sanat tarihçisi Murat Katoğlu ve makine yüksek mühendisi Hasan Mani'den oluşuyor.

Jürinin yapacağı değerlendirme sonucunda birinciliği kazanan tasarımın sahibine 22 bin, ikinciye 15 bin, üçüncüye 8 bin TL ödül verilecek. Bir yarışmacı da 5 bin TL tutarında mansiyon ödülünün sahibi olacak.

Yapılan çalışmalar 20 Kasıma kadar Beşiktaş Belediyesi Plan ve Proje Müdürlüğüne teslim edilecek. Yarışmaya katılan tüm tasarımlar 15 gün süreyle Beşiktaş Belediyesi Sergi Salonu'nda sergilenecek ve sergi sürecince de kolokyum düzenlenecek.

Eserin imalat bedeli KDV hariç 120 bin lira olarak belirlendi. Yarışma sonucunda birinci seçilen projenin uygulanıp uygulanmaması da değerlendirilecek.

Yarışmada malzeme sınırlaması konulmadı. Ancak polyester, fiber gibi sentetik malzemeler kabul edilmeyecek. Eser için kullanılacak malzemenin açık hava koşullarına dayanıklı olması gerekiyor ve eserin yüksekliği de kaide hariç en fazla 250 santimetre olacak.

Toplam 2 yorum:

19 Mart 2010, Cuma 08:58 Kurk mantolu Madonna
Cahil olmayanlar! Kıymetini bilecekler için yapılır yapılanlar diğerleri kırarak bozarak yok edeceklerini sanırlar. Oysa kıymet bilenler bir daha bir daha yaparlar! Kıymet bilenler için! Sonsuza kadar!

01 Ekim 2009, Perşembe 09:41 yonca akdağ
Daha çok kısa bir süre önce o eşsiz sanatçının külleri boğazı kirletecek diye döktürmek istemeyen, hatta ben artık o denize girmem diyen cahillere şimdi de taş sopa ile parçalasınlar diye bir heykel. Kim kıymetini bilecek o heykelin?

----

[Ntvmsnbc'nin 25 Şubat 2009 tarihli haberinden alıntıdır. [Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/24940253/]

Marmaris'teki kız çocuğu heykeli kayboldu

Muğla'nın Marmaris ilçesinde, balıkçı adam heykelinin bitişiğinde bulunan yaklaşık 1,5 metre uzunluğundaki kız çocuğu heykeli kayboldu.

MARMARİS - Edinilen bilgiye göre, sabah işlerine gitmek için Atatürk Bulvarı'ndan geçen bazı vatandaşlar, Saman İskelesi'nde bulunan kız çocuğu heykelinin yerinde olmadığını fark ederek Marmaris Belediyesi Zabıta ekiplerine bilgi verdi.

Olay yerine gelen zabıta ekipleri, çocuk heykelinin yerinde olmadığını, balıkçı adam heykelinin ise bir bacağının koparıldığını ve sol kolunun bir kısmının parçalandığını tespit etti.

Trafik kazasında hayatını kaybeden devlet sanatçısı, ünlü heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından 13 yıl önce yapıldığı belirtilen heykellere zarar verilmesine vatandaşlar tepki gösterdi.

Heykelin bulunması için zabıta ve polis ekiplerinin araştırma başlattığı bildirildi.

Öte yandan, yan yana yerleştirilen heykellerde, balık ağları ören bir balıkçı ile onu izleyen kız çocuğu figürü yer alıyor.

Bu arada, 15 Şubatta yat limanında bulunan Amerikalı astronot heykeli de kaybolmuş, bir gün sonra dikildiği yerden yaklaşık 5 mil uzakta denizde bulunmuştu.

Etiketler: , , , , ,

24 Mart 2010 Çarşamba

Yurttan Tasarım Meseleleri (16)

Ulusal basında karşılaştığım günlük haberlerden, üzerine tasarımın da söyleyecek bir sözü olabileceğine inandıklarımı "Yurttan Tasarım Meseleleri" başlığı altında bu blog'a taşıyorum.


Nazım Alpman'ın 24 Mart 2010 tarihli Birgün Gazetesi'ndeki "Kimse Anayasa Yapmasın" başlıklı yazısından alıntıdır. [Kaynak: http://birgun.net/writer_index.php?category_code=1187090394&news_code=1269433182&day=24&month=03&year=2010]

Ankara’nın güneşli havası bile ağır politik kasveti gölgede bırakamıyor. Çünkü bu kentin harcı politikayla yoğrulmuş. Her yanından siyasi dumanlar çıkıyor. Mesela Kızılay’daki Güvenpark’ta bulunan 1930’ların ruh halini yansıtan iki canavarlı devasa tunç heykel, bugüne de denk düşüyor. Yarı insan, yarı yaratık bir canavarı andıran iki erkek figürü, polisi ve jandarmayı temsil ediyormuş. 1936’da Avusturyalı sanatçılar Anton Hanak ve öğrencisi Josef Thorak’ın Viyana’daki Erdberg dökümhanesinde tunç gövdeli olarak döktüğü heykelin yarattığı ilk duygu: Kork bizden!
Heykel haliyle devleti temsil ediyor. Yanında fotoğraf çektiren işsiz gençler ise halkın kendisi!
Devlet güçlü ise halk neden fakir?
Ya da şöyle; halk fakir ise devletin güçlü olması neye yarıyor?

Etiketler: , , , , , ,

28 Şubat 2010 Pazar

2010 Stokholm Mobilya Fuarı: Üretim artık zihinlerde olsa da, meseleler hala bedensel

Radikal Gazetesi’nin 28 Şubat 2010 tarihli Tasarım Eki'nde yayımlanan ikinci yazım.

---

İsveçli mobilya devi Ikea'yı ziyaret etmiş olanların dikkatinden kaçmamıştır. Firmanın mağazalarında sergilenen hemen her ürünün yanında tasarımcısının ismi ve resmini içeren bir pano hazır bulunur. Bu panolar, sanayi sonrası toplumların tasarıma yaptığı vurgunun açık bir göstergesidir. Sonuçta dünyanın son birkaç onyılda sahne olduğu gelişmeler, böylesi toplumların küresel rekabet stratejilerini "İsveç malı"ndan çok "İsveç tasarımı" benzeri bir söylem üzerine kurmasını kaçınılmaz kılan şartları yaratmıştır.

İşte, Ikea'nın memleketinde düzenlenen 2010 Stokholm Mobilya Fuarı'nın da her köşesi benzer bir söylemin izlerini taşıyordu. "%100 Norveç" ve "%101 Brüksel Tasarımı" gibi başlıklar altında kurulan sergiler, ulusal/yerel değer yaratımında tasarımın gücünden faydalanmak amacındaydı. Dahası, fuarda tasarıma yalnızca belirli standlar özelinde değil, tüm fuarın kurumsallığı seviyesinde vurgu yapılması söz konusuydu. Örneğin, alışılagelmiş bir fuar kataloğunda bulunan firma ve ülke dizinlerinin yanı sıra, Stokholm Mobilya Fuarı'nın resmi kataloğunda bir de tasarımcı dizini yer alıyordu. Tasarım ve tasarımcılar fuarda her anlamda başroldeydi.

%101 Brüksel standından bir görüntü. (Fotoğraf: Fien Muller)

Tasarıma böylesi önemli bir rol biçilmesi fikri muhtemelen ülkemizdeki tasarımcıların hayallerini süslerken, üreticiler içinse oldukça şaşırtıcı olabiliyor. Nitekim, Stokholm'deki fuara Türkiye'den katılan iki firmadan biri olan Sertex'in temsilcisiyle yaptığım görüşmede de kendisi "yahu, burada gerçekten her şey tasarım üzerine" derken benzer bir şaşkınlığı dile getiriyordu. Ancak, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün'ün geçenlerde söylediklerine bakılırsa, bu şaşkınlığın yerini çok yakında bir olağanlaşmanın alacağını söyleyebiliriz. Ergün, geçtiğimiz ay Türk Tasarım Danışma Konseyi bünyesinde gerçekleştirilen Tasarım Strateji Belgesi ve Eylem Planı Çalıştayı'nda adeta Türkiye'nin sanayi sonrası topluma geçişi tamamladığını resmi ağızdan beyan etmiş oldu. Bakan, dünyanın yaşadığı değişim sonucu seri üretimin eski önemini yitirmeye başladığını belirterek, üretimin "artık fabrikalarda değil, zihinlerde" yapıldığını söyledi. Ergün ayrıca, tasarımın bir hedeften ziyade bir süreç olduğunu, bu nedenle tasarımla ilgili hedeflere ulaşmanın yeterli olmadığını, ulaşılan seviyede istikrar ve süreklilik kazanmak gerektiğini kaydetti.

Stokholm Mobilya Fuarı'nda dikkat çeken ürünler, tam da, böyle bir sürekliliğin tasarıma yalnızca söylem seviyesinde verilecek bir önemle kazanılamayacağını kanıtlar gibiydi. Üretimin bedenlerden zihinlere kayması ve bu değişimin resmi otoriteler tarafından zamanında tespit edilmesi, ülkemiz tasarımcılarına hayallerindeki altın çağı yaşatacak gibi gözüküyor olabilir. Ancak tasarımın kendisine biçilen rolü hakkıyla yerine getirebilmesinin yolu büyük ölçüde tam da bu kökten değişimin yol açtığı yeni yaşam koşullarını dikkatlice inceleyebilmesinden geçiyor. Nitekim, Stokholm Mobilya Fuarı da tasarımın böylesi hassas bir tavır sayesinde fark yaratmayı başardığı örnekleri barındırıyordu.

Greenworks firmasının "Moving Hedge" adlı ürünü


Sanayi sonrası toplumdan yükselen somut ihtiyaçları kendisine dert edinen tasarımların eğildiği meselelerin başında ofis yaşamının yarattığı ciddi sağlık sorunları geliyor. Fuardaki tasarımların, söz konusu meselelerin çözümü adına, yoga ve pilates gibi Batı'da popüleritesi gittikçe artan egzersiz yöntemlerinden ilham aldığı dahi görülüyordu. Ancak, yetkililer bu tasarımların geliştirilmesinde böyle ilham kaynaklarından faydalanmanın yanı sıra, bilim adamlarıyla yapılan sistematik çalışmaların da büyük yardımı olduğunun ısrarla altını çizdiler. Nitekim bele ve boyna binen yüklerin gün içinde farkında olmadan yapılacak küçük egzersizler sayesinde azaltılabilmesini sağlayan bu tasarımlar, gerçekten de bir bilimsel araştırmanın hassasiyetinden izler taşıyordu. Söz konusu tasarımlara örnek olarak Salli'nin 'Saddle Chair,' Topstar'ın 'Sitness' ve Backapp'ın firmayla aynı adı taşıyan sandalyeleri verilebilir. Elbette, ofis yaşamının gündeme getirdiği meselelerden tasarımın gündemine girenler yalnızca bel ve boyun sağlığıyla ilgili olanlar değildi. Örneğin Greenworks adlı firmanın sergilediği 'Moving Hedge' adlı ürün, iç mekanlardaki düşük hava kalitesini kendine dert edinmişti. Firmanın 'yaşayan mobilya' olarak tanımladığı ürün tarihteki ilk 'kendini sulayabilen taşınabilir duvar bitkisi' olma özelliğini taşıyor. Ürünü, her biri iki metrekare alana sahip iki yüzünün de yoğun biçimde bitkilerle kaplı olduğu bir separatör olarak da nitelendirmek mümkün. Moving Hedge'in tasarımcıları ürünü geliştirirken sahip oldukları amacın iç mekanlarda oksijen oranının dengelenmesi yoluyla cilt kuruluğu ve baş ağrısı gibi sorunların çözümüne yardımcı olmak olduğunu belirtiyorlardı.

Backapp ve Sitness adlı sandalyeler

Stokholm Mobilya Fuarı'nda Batı dünyasındaki gündelik yaşamın içinden çıkan belirli sorunlara uzmanlaşma derecesinde eğilen firmaların son derece ilginç bir ortak özelliği de, her birinin yalnızca belirli bir soruna odaklanması. Söz konusu firmalar tüm ticari faaliyetlerini yalnızca odaklandıkları sorunları çözmek amacıyla geliştirdikleri tek bir ürün tipi üzerine yoğunlaştırıyorlar. Görünen o ki, tasarım gerçek sorunlara eğildiği zaman, yalnızca tek bir mesele etrafında karlı iş modelleri kurduracak kadar önemli bir rol oynayabiliyor. Sanırım, ülkemizde de tasarımın üstleneceği yeni rollerin öneminin söylem seviyesinde kalmamasının yolu biraz da tasarımın takip eden değil, takip edilen olmasından geçiyor.

Etiketler: , , , , , , , , ,

12 Kasım 2008 Çarşamba

Sözel İşlevsellik

İskandinav tasarımında işlevselliğe verilen önemi bilmeyenimiz yoktur. Stockholm'de geçirdiğim iki aydan sonra, işlevselliğin sadece bir tasarım akımının parçası olmaktan ibaret olmadığını, İsveçliler için bir yaşam biçimi olduğunu söylesem herhalde abartmış olmam. Bu kanıya varmamın ardındaki en önemli sebep ise İsveçlilerin mekanlara, sokaklara ve hatta mahallelere verdikleri adlara baktığımda farkına vardığım bir motif. Yer yer karşılaştırmalar da yaparak, şöyle örnekleyeyim:


-İstanbul'daki en ünlü sanat okulumuzun adı nedir? Mimar Sinan.
-Peki, Stockholm'de benim okuduğum sanat okulunun adı ne? "Konstfack". Yani, "Sanat (Konst) Fakültesi (fack)". Okulun bulunduğu, eskiden Ericsson'un üretim merkezi olan bölgenin adı ne? Telefonplan. Yani Telefon (telefon) meydanı (plan). (Yakındaki sokak adlarından birkaç örnek: Mikrofon sokağı, telefon sokağı)

-İstanbul'daki en ünlü kültür merkezinin adı nedir? Haydi Atatürk Kültür Merkezi diyelim.
-Stockholm'deki en ünlü kültür merkezinin adı nedir? Kulturhuset. Yani Kültür (Kultur) Evi (huset).

-Türkiye'nin en ünlü erkek giyim markası nedir? Hadi Sarar diyelim, ya da Damat&Tween, vesaire.
-İsveç'teki en ünlü erkek giyim markası nedir? DressMann. Yani Kıyafet (Dress) erkek (mann--erkek anlamına gelen mannen'in kısaltılmış hali).

-İstanbul'da tüm toplu taşıma hatlarının birleştiği merkezin adı nedir? Haydi Mecidiyeköy diyelim, Taksim de olabilir, vs. Ana tren garının adı nedir? Haydarpaşa yahut Sirkeci.
-Stockholm'de tüm toplu taşıma hatlarının birleştiği merkezin adı nedir? T-centralen, yani Metro ("tunnelbana"--metro anlamına geliyor--'nın T'si) merkez (centralen). Tren istasyonunun adı da Centralstation, yani Merkez (Central) İstasyonu (station)

-İstanbul'da yeni açılmaya başlanan metro duraklarındaki dükkanların adı nedir? Karatren.
-Stockholm'de her tren/metro istasyonda bulabileceğiniz gazete bayilerinin adı nedir? Pressbyrån, yani Basın (Press) bürosu (byrån).

-İstanbul'un merkezindeki en işlek meydan neresidir? Taksim Meydanı.
-Stockholm'ün merkezindeki meydanın adı nedir? Centralplan. Yani Merkez (Central) Meydanı (plan).

Peki tüm bunlar ne anlama geliyor? İsveççe bilen bir insan, bir şehre henüz yeni ayak basmış olsa bile, yönünü tayin edebiliyor ve aradığını bulabiliyor. Atatürk, İnönü, Cumhuriyet ve 19 Mayıs Stadyumları, Meydanları, Bulvarlarına alışkın olan bizler için garip olabilir (Galiba son dönemdeki hassasiyetleri göz önünde bulundurarak belirtmek zorundayım ki, yukarıdaki örnekleri herhangi bir ideolojik tavırla alakalı olarak vermiyorum). Ancak burada adım başı Olof Palme Meydanı, Gustav Stadyumu bulmak oldukça zor (hakkını yemeyelim, bir yerlerde, bir adet Olof Palme Sokağı görmüştüm).

Bu hikayenin sonunda biz tasarımcıların payına da; işlevin, biçimin ve içeriğin birbirlerini değil de, hepsini kapsayan bütünsel bir anlayışı, kafa yapısını, hatta kimi zaman bir ideolojiyi takip ettiğinin farkına varmak düşüyor.

Etiketler: , , , , , ,